Travma, yalnızca tek bir olayın değil, kimi zaman uzun süreli ve tekrar eden olumsuz deneyimlerin de sonucunda gelişebilen bir durumdur. Doğal afetler, kazalar, savaş, istismar veya ciddi kayıplar gibi yaşantılar bireyin ruhsal dayanıklılığını aşarak kalıcı izler bırakabilir. Travma beynin normalde işlevsel olan bilgi işleme süreçlerini sekteye uğratır. Bundan dolayı anılar “geçmişte yaşanmış” olarak değil, sanki “şu anda oluyormuş” gibi canlı, bedensel ve duygusal tepkilerle birlikte hissedilir. Bu nedenle kişi travmayı anımsatacak tetikleyici uyaranlarla karşılaştığında yoğun kaygı, yeniden yaşantılama, kabuslar veya kaçınma davranışları geliştirebilir.

Travma sonrası stres bozukluğu (TSSB), bu sürecin en tipik ve araştırılmış sonucu olarak tanımlanır. Bununla birlikte travma yalnızca TSSB’ye yol açmakla kalmaz; depresyon, anksiyete bozuklukları, dissosiyatif belirtiler, somatizasyon ve kişilerarası ilişkilerde ciddi zorluklar gibi farklı psikiyatrik tabloların da gelişmesine zemin hazırlayabilir. TSSB ve bu eşlik eden sorunlar yalnızca bireyin ruh sağlığını değil; sosyal ilişkilerini, işlevselliğini ve yaşam kalitesini de derinden olumsuz etkiler.
Bu bağlamda, 1987’de Amerikalı psikolog Francine Shapiro kendi deneyimlerinden yola çıkarak göz hareketlerinin travmatik anılara eşlik ettiğinde rahatsız edici duyguların azaldığını fark etti. Bu gözlemini sistematik hale getirerek geliştirdiği yöntem, “Eye Movement Desensitization and Reprocessing (EMDR)” yani Göz Hareketleriyle Duyarsızlaştırma ve Yeniden İşleme olarak adlandırıldı. İlk başta bilim dünyasında şüpheyle karşılanan bu yaklaşım, sonraki yıllarda yapılan kontrollü çalışmalar ve klinik uygulamalarla giderek daha fazla kabul görmeye başladı. Günümüzde EMDR, travma tedavisinde kanıta dayalı bir terapi yöntemi olarak uluslararası klinik kılavuzlarda yerini almış durumdadır.
EMDR’de Yeni Yaklaşımlar: Flash Tekniği
Klasik EMDR protokolüne ek olarak, son yıllarda “Flash Tekniği” adı verilen yeni bir uygulama geliştirilmiştir. Flash, EMDR’nin bir varyasyonu olarak Philip Manfield ve çalışma arkadaşları tarafından geliştirilmiş ve 2017’den itibaren literatürde görülmeye başlanmıştır. Temel amacı, travmatik anıların işlemlemesini başlatmak için kişiyi doğrudan yoğun duygusal malzemeyle yüzleştirmeden, daha hafif bir şekilde duyarsızlaştırmayı sağlamaktır. Flash tekniği üzerine yapılan çalışmalar giderek artmaktadır.
Bu yöntemde kişi travmatik anıya doğrudan yoğun şekilde maruz kalmaz; anı arka planda tutulurken dikkati olumlu bir imgeye yönlendirilir. Terapistin verdiği kısa “flash” yönergeleri sayesinde travmatik anının rahatsız edici duygusal yükü hızlı bir şekilde azalır.
Flash tekniği özellikle travmatik içeriğe doğrudan girmekte zorlanan, yoğun kaygı yaşayan danışanlarda tolere edilebilir bir seçenek sunar.
Nasıl Uygulanır?
- Danışan, travmatik anıya doğrudan odaklanmak yerine onu arka planda (background awareness) aklında tutar.
- Bunun yanında dikkatini olumlu/rahatlatıcı bir imgeye, düşünceye veya duyuma yönlendirir.
- Terapist, belirli aralıklarla “Flash” adı verilen kısa yönergeler verir (örneğin göz kırpma, parmak şıklatma ya da hızlı bir dikkat kaydırma uyarısı).
- Bu işlem sırasında travmatik anının duygusal yükü giderek azalmaktadır.
Klasik EMDR’den Farkı
- Daha az yüzleşme içerir: Danışan travmatik anıyı ayrıntılı olarak anlatmaz ya da uzun süre maruz kalmamaktadır.
- Hızlı rahatlama: Birçok vaka raporunda semptomlarda kısa sürede azalma bildirilmektedir.
- Tolere edilebilirlik: Özellikle yoğun kaygısı, dissosiyatif eğilimleri veya travma materyaline doğrudan girmekte zorlanan kişilerde daha kullanılışlıdır.